Anayasa Mahkemesinin CMK m.231/5-14 Hükümlerini İptal Kararının HAGB Kurumuna Etkileri

Ceza uyuşmazlığının sona erdirilmesinde özel bir yöntem olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) müessesesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), 31/12/2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararıyla iptal edilmiştir. İptal hükmü yayımdan 9 ay sonra, yani 30 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu karar, çeşitli gerekçelerle ve hem maddi hem de usuli açılardan tartışmaya açıktır. Keza yasama organının, iptal sonrası ortaya çıkan kanun boşluğuna ilişkin herhangi bir tasarrufta bulunup bulunmayacağı, şayet yeni bir düzenleme yoluna gidilecekse bunun mahiyetinin ne olacağı ve bu tür bir düzenlemenin zaman bakımından uygulamaya ilişkin sonuçları da başlı başına tartışma konusudur. 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenen ve sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün, belirli koşullar altında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan bir ceza muhakemesi kurumudur. İlk bakışta sanık lehine bir düzenleme olarak görünmekle birlikte, uygulamada özellikle mağdur hakları, etkili soruşturma yükümlülüğü ve cezasızlık algısı bakımından ciddi tartışmalara yol açmıştır.

Anayasa Mahkemesi, CMK m.231’in 5 ila 14. fıkralarını iptal ederek, HAGB kurumunu anayasal denetime tabi tutmuş ve ceza adalet sisteminde önemli bir kırılma yaratmıştır. Bu karar, yalnızca bir usul hükmünün iptali olmayıp, ceza yargılamasında hak arama özgürlüğü, etkili başvuru hakkı ve mağdurun korunması bakımından köklü sonuçlar doğurmaktadır.

I. HAGB Kurumunun Hukuki Niteliği ve Tartışmalı Yönleri

HAGB, mahkeme tarafından sanığın suçlu bulunduğu hâllerde hükmün açıklanmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesini ifade eder. Bu süre içinde sanığın yükümlülüklere uygun davranması hâlinde, hüküm hiç açıklanmamış sayılmakta ve sonuçları ortadan kalkmaktadır.

Ancak bu yapı: Mahkûmiyet kararı kurulmasına rağmen kesinleşmemesi, mağdurun karara karşı etkili bir kanun yoluna başvuramaması ve özellikle kamu görevlilerinin işlediği suçlarda fiilî cezasızlık yaratması nedenleriyle uzun süredir eleştirilmekteydi.

II. Anayasa Mahkemesinin İptal Gerekçeleri

AYM Kararında;

 “HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Dolayısıyla bu hususta Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararındaki tespitleri gözetilerek bir düzenlenmenin yapılmadığı, kuralın iptal edilen hükümle kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi anlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar yönünden aynı sonuçları doğuracağı açıktır. Bu itibarla kural Anayasa’nın 17. maddesinin devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.” Diyerek ilgili karar hakkında gerekçelerini açıklamıştır.

Yukarıda da görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi, CMK m.231/5-14 hükümlerini Anayasa’ya aykırı bularak iptal ederken şu temel gerekçelere dayanmıştır:

1. Etkili Başvuru Hakkının İhlali

HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz yolunun öngörülmesi ve bu itirazın sınırlı bir denetimle yapılması, mağdurun hükmün esasına yönelik etkili bir kanun yoluna başvurmasını engellemektedir. Bu durum, Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.

2. Mağdur Haklarının Zayıflatılması

HAGB kararı verilen dosyalarda, mağdurun maddi ve manevi zararlarının giderilmesi çoğu zaman şekli kalmakta; özellikle insan onuruna karşı işlenen suçlarda (işkence, eziyet, kötü muamele gibi) mağdurun adalet beklentisi karşılanmamaktadır.

3. Cezasızlık Algısının Güçlenmesi

AYM, özellikle kamu görevlileri tarafından işlenen ve devletin pozitif yükümlülüklerini ilgilendiren suçlarda HAGB uygulanmasının, etkili soruşturma ve caydırıcı ceza ilkesini zedelediğini vurgulamıştır.

4. Hukuki Güvenlik ve Belirlilik İlkesinin Zedelenmesi

Hüküm kurulmasına rağmen sonuç doğurmaması, denetim süresi sonunda tamamen ortadan kalkması ve adli sicil sistemindeki karmaşık etkileri, hukuki güvenlik ilkesine aykırı bulunmuştur.

III. İptal Kararının Uygulamaya Etkileri

1. Yeni Verilecek Kararlar Bakımından

İptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte: CMK m.231/5-14 hükümleri uygulanamayacak, Mahkemeler HAGB kararı veremeyecek ve Sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri doğrudan hukuki sonuç doğuracaktır.

2. Devam Eden Yargılamalar

Henüz kesinleşmemiş ve HAGB değerlendirme aşamasında olan dosyalarda, iptal sonrası mahkemelerin hükmü açıklaması gerekecektir. Bu durum, özellikle itiraz veya istinaf aşamasındaki dosyalar bakımından önemlidir.

3. Kesinleşmiş HAGB Kararları

İptal kararının geriye yürümezliği ilkesi gereği, kesinleşmiş HAGB kararları kural olarak etkilenmeyecektir. Ancak bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine gidilmesi hâlinde, hak ihlali tespiti yapılması mümkündür.

IV. Ceza Muhakemesi Sisteminde Oluşacak Boşluk ve Olası Düzenlemeler

CMK m.231/5-14’ün iptali, HAGB kurumunu tamamen ortadan kaldıran değil; kanun koyucuyu yeni ve anayasal bir düzenleme yapmaya zorlayan bir karardır.

Bu kapsamda: Mağdurun etkin katılımını sağlayan, Tam yargısal denetime açık ve Özellikle kamu görevlileri açısından sınırlayıcı hükümler içeren yeni bir düzenleme yapılması kaçınılmazdır.

Sonuç ve Değerlendirme

Anayasa Mahkemesinin CMK m.231/5-14 hükümlerini iptal kararı, Türk ceza muhakemesi hukukunda cezasızlıkla mücadele ve mağdur odaklı adalet anlayışı bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu karar, sanık lehine görünmekle birlikte adalet duygusunu zedeleyen uygulamaların anayasal sınırlarını açıkça ortaya koymuştur.

Ancak unutulmamalıdır ki Anayasa Mahkemesi HAGB hükümleriyle ilgili benzer bir kararı 01/06/2023 tarihinde de vermişti ve TBMM’ye de yeni yasa yapması için 9 ay süre tanımıştı. TBMM de Mart 2024’te yaptığı değişiklikle bazı başlıklarda yeni bir çerçeve kurmuştu. TBMM bu düzenlemelerde HAGB kararlarına karşı istinaf yolunu düzenledi. Müsadere (el koyma/gelirin kamuya geçirilmesi) bakımından farklı bir usul getirdi.

Şahsi kanaatim

Hukuk uygulayıcıları arasında hali hazırda etkin olan görüş ve yaklaşım ise ; Meclisin yeni bir kanuni düzenleme yapacağı ve yeni düzenleme ile HAGB hükümlerinin uygulanmaya devam olunacağı yönündedir. Zira somut gerçeklikte cezaevlerindeki doluluk oranı ve cezaevlerinin fiziki kapasitesi HAGB hükümlerinin devre dışı kalmasını kaldıramayacaktır. Gelinen noktada kanun koyucu eliyle yürütülen  af düzenlemeleri de bu kanaatin güçlenmesini sağlamaktadır.

Diğer yandan bakıldığında HAGB’nin mevcut hâliyle uygulanmasının sona ermesi, ceza yargılamasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve caydırıcılık ilkelerinin güçlenmesine hizmet edecektir.

Arb. Av. M. Çağlar ÇETİN